6 Aralık 2013 Cuma

Alan Fearnley


          Öncelikle Hayirli cumalar, degerli dostlarim !
Bu mubarek gunun hurmetine  Rabbim, bizleri faydasız iIimden, makbuI oImayan ibadetten ve kabuI edilmeyen duadan korusun, insallah. 

"Ya Rabbi, biIdiğimiz ve biImediğimiz, bizim için faydali olan  iyiIikIeri ver, biIdiğimiz biImediğimiz bütün kötüIükIerden de bizIeri koru. Amin!"

  Degerli bloger arkadaslarim, Mesafeleri çok açiyorum biliyorum, her zamanki gibi affiniza ve hosgorunuze siginiyorum . Siz tembellik deyin, ben mazareten ureteyim ne olursa olsun gerçek bir sonuç var, o da sizlerden uzun zaman uzak kalmam. Her seferide, kendimi nasil affettiricegimi bilemiyorum, ayni zamanda :"amaaann be canim! kimin umrunda senin erken veya geç yazman, sanki senin yazilarini dört gözle bir bekliyen mi var!" derken tam o anda, beni motive edecek bir yorum geliyor ve aninda beni hareke geçiriyor...Ne dersiniz, ibadetlerimizi yerine getirdikten sonra, bu mubarek cuma gunumuzu bir yolculuk yaparak geçirsek?  Guzelce buradaki otomobillerden, veya lokomotivlerden bir tanesine atlasak, bir zaman ve mekan  yolculu yapsak, 1960 lara, 1970 lere, Ingiltere civarina dogru şöyle bir yönelsek ?...


  Alan Fearnley


Alan Fearnley Ingiltere, Yorkshire doğumlu. Sanati Batley Koleji'nde okudu . Başlangıçta onun resimleri daha çok peyzaj odakliydi. Zamanla demiryolu mimarisine, ve 1970 lerden sonra  otomobil ve  mekanik konulara yoneldi. Ayni zamanda otomobili peyzaj kompozisyonlarini devam ettirdi. Aşklarından biri  otomobil yarisi, digeri resim sanati olan ressam ikisinde bir arada  yurutmeyi basararak,dunya çapinda buyuk ün kazanmistir. Tuval resimlerinin üzerine yaptığı petrol , motor yarışı buyuk otomobil markalar tarafindan kullanilmistir. Ayni zamanda, onun tarafından kapsanan konunun genişliği dünya anlayışını yansıtmasiyla beraber tualleri  uluslararasi eserleri içerisinde buyuk bir ilgi gormektedir. Bugün, Alan 'in yagliboya resimleri,  sadece özel koleksiyonlarda bulunmaktadir...



































20 Kasım 2013 Çarşamba

STEPHANE CAPITREL


Sonbahar ve guzellikleri!

STEPHANE CAPITREL



1959 dogumlu, "nature morte" ustasi Stephane Capitrel, 41. sergisinin uzerine çikan, bir fransiz ressamidir. Özelikle her mevsimin kendine has çiçekleri ve meyvelerini ön plana çikaran ressam, renklerle kontrast yapmasini ustalikla becererek, eserlerine inanilmaz bir derlinlik, bir boyut katmakta oldugu gibi, Mukemmelliyetci bir arzuyla bardaklarda,  kristallerde, porselenlerde olaganustu bir parlaklik, seffaflik ve transparans goruntusunu elde ederek bizleri kendine hayran birakiyor.
Iyi seyirler!
















Sizi bilmem, ama ben bu goruntulerden sonra, hemen, fircalarimla ve boyalarimla bulusmaya gidiyorum... 
Tutmayin beni!


2 Kasım 2013 Cumartesi

Brad Schmidt


Brad Schmidt

Bu pazar, gezmeye gidemiyenler sakin uzulmeyin!  Hep beraber kuzey Amerika'ya, Navajo halkini ziyaret etmeye, oradaki çoçuklarla biraz vakit geçirmeye  ne dersiniz? 












 Iyi bir hafta sonu dileklerimle !

28 Ekim 2013 Pazartesi

Kathryn Andrews Fincher




Bazi gunler daha fazla yazmak geliyor içimden, bazi gunler ise ressim yapmak ve seyretmek. Bu son gunlerde daha fazla yazmaktan keyif aliyordum. ama iki gundur, içimden, susarcasina ressim yapmak geliyor... Malesef,  zamanim olmadigi için ressim seyretmekle yetiniyorum. 
Iste boyle bir gun içerisinde, sizlerle baska bir ressami paylasma arzusu hissettim. Umarim benim kadar sizlerde keyif alirsiniz. Iyi bir hafta geçirmenizi diliyerek sizleri ressamimizla basbasa birakiyorum.


Kathryn Andrews Fincher

Kathryn Andrews Fincher Amerika'li  bir ressam, Atlanta yasiyan iki çoçuk annesi. Kendi  anneside bir rassam olan Kathryn,  kuçuk yastan itibaren, insan yuz ifadelerini çizmeye yoneltiliyor. Ve zamanla  Kathryn  bundan buyuk bir keyif almaya basliyor. Genel olarak yapmis oldugu ressimler çoçuklarin, yeni bir seyi, kesfederken duyduklari hisleri canlandiriyor. Tatli bücürlerin butun duygulari : heycanlari, korkulari, meraklari, bir dudak kenarina kondurmus oldugu ufak bir  cizgiyle degistiren ressam budan hayranlik duydugu gibi, tuallerin karsisinda bizleride mest ediyor. Ayni zamanda,bizlerde bu çoçuklarin  duygularini algilarken, guzel hissler içerine dalarak rahatlatlik ve mutluluk duyuyoruz.  Bakin bakalim sizler neler hissediceksiniz ;)
iyi seyirler!











25 Ekim 2013 Cuma

bir dokunusun inanilmaz boyutu!



Sözsüz Şiirimiz

İki ten arasına hangi söz sızar? Dokunuşun sıcağına hangi kelime dayanabilir? Gözün gördükleri arasında var mıdır dokunmanın efsunu? Dil döner mi müşfik bir okşayışın söylediklerine? Kulağa varır mı candan bir kucaklayışın şiiri? Bölüşülür mü ekmek gibi ya da su gibi yudumlanır mı iki sevgili el arasında gelip giden okyanus? İyisi mi, dokunuş, kendi şiirini kendi söylesin. Bir tenin yüzünde dalgalansın şefkatin doyumsuz derinliği. Bir küçük bebe avucunda çizgi çizgi anlatsın kendini okşayış. Bir candan kucaklayış sarmaş dolaş olsun her kelimeyle, lügatleri boydan boya sarsın. Bıraksınlar, her söze bulaşsın dokunuşun tadı ve tuzu, sıcağı ve serinliği. Bıraksınlar, her hece her gece dokunuşların sessizliği ile aynı yastıkta uyusun da uyanamasın. Onlar henüz hayatlarının ilk saatlerinde dokunuşun sessizliğine bulanan hecelerle konuştular. Birkaç dakika aralıkla geldiler dünyaya. Kardeştiler. Dost idiler. Eski dostlar. Dünyada ancak saatlerle ölçülen yaşlarından da eskiydi dostlukları. Ana karnından tanışıyorlardı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor, aralarından su sızmıyordu. İkizdiler. Eşittiler. Dünyaya gözlerini açtıkları gün bozulur gibi oldu eşitlikleri. Biri gürbüz ve sağlıklıydı ama diğerini biraz çelimsiz ve rahatsız buldu hekimler. Ayırdılar. İkizleri ayrı ayrı küvözlere koydular. Hekimler hastalıklı olanın iyileşmesi için ne yaptılarsa olmadı. İstedikleri gibi, istedikleri hızda iyileşmiyordu. Beklediler. Bu arada, hastane hemşirelerinden biri 'bebek odası' kurallarına karşı koydu. Hasta olanı diğerinin yanına, aynı küvöze yatırdı. Sonunda eski dostlar yine beraber olmuşlardı. Sağlam olanı, hasta kardeşinin omuzuna attı elini. Mümkün olsa kucaklayacaktı belki. Sarıp sarmalayacaktı kardeşini. Çok geçmedi. Dokunuşun cana can katan iksiri, kucaklamanın diriltici sözleri etkisini göstermeye başladı. Hasta bebeğin dolaşımı ve kalp atışları normale geldi. Vücut sıcaklığı ideal düzeylere yükseldi. Bebek iyileşti! Elinde avucunda olanın hepsini ve ancak ele avuca gelmez bir ilacı sunmuştu bebek kardeşine: Dokunuş. Yakınlığın en yalın ifadesi. Hasret derdinin merhemi, ayrılık gamının ilacı dokunuş. Bir olmanın kimyası, birlik olmanın simyası dokunuş. Dokunmak, bir İsa (as) nefesi gibi. Diriltiyor, onarıyor, keşfediyor, fısıldıyor, konuşuyor. En tanıdık sevgi sözü oluyor, en aşina yakınlık mesajı veriyor. Yakın, yalın, sokulgan ve buyurgan dokunmak. Dokunmak, güneş kadar sıcak ve kolay paylaşılır. Dokunmak, süt beyaz aydınlıklar ve bol aşklar düşürür yüreğimize. Ekmek gibi herkesin katığı. Su gibi, herkese hissettirmeden sızan, en yakınında duran. Mahrem, özel, sıcak, derin, anlatılmaz bir duygu. Duyuların en yüzeyde olanı. Bir ten teması kadar el altında. Ancak hiçbir kelimenin taşıyamayacağı kadar derinlerdedir. Hiçbir ifadenin erişemeyeceği denli suskun, sessiz ve sislidir. Gözün gördüğünden, kulağın duyduğundan ve dilin ve damağın tattığından öte bir şeydir dokunmak. Sevginin en dokunaklı işaret,Şefkatin en görünür biçimi. Tende ama tenden öte. Dokunuş, elimizde avucumuzda olanın hepsi. Sessiz şiirimiz. Sözsüz çığlığımız. Yâremiz. Yârimiz. İkiz kardeşimiz.

Yazar: A. Cem Toprak